Bir Zamanlar Anadoluda

Derste, Nuri Bilge CEYLAN’ın senaryosunu yazdığı, başrollerini Muhammet UZUNER, Yılmaz ERDOĞAN ve Taner BİRSEL’in paylaştığı, bir doktor ile cinayet soruşturmasını yürüten bir savcının 12 saatlik gerilimli hikâyesinin konu alındığı BİR ZAMANLARA ANADOLUDA adlı filmden kesitler izlenerek içerik çözümlemesi yapıldı. Mimar & Grafik tasarımcısı Salih PULCU, filmin içerik çözümlemesine girmeden önce kısaca Nuri Bilge CEYLAN’ın filmlerinde işlemiş olduğu temalardan bahsetti. Konuşmasında özet olarak şunlardan bahsetti:
Nuri Bilge CEYLAN, bütün filmlerinde etik meselesine odaklanır fakat filmlerinde etik değerden bahsetmez. O, çekmiş olduğu filmlerinin senaryosunu kaleme alırken değerin olmadığı bir dünya bize nasıl bir hayat sunar gerçeğinden hareket eder. Bu filmde bunu iki şey üzerinden yapıyor: İlk olarak otomobil farları üzerinden görsel denetimimizi eline alıyor. Çünkü karanlık bütün varlıkları eşitliyor. İkinci olarak, oda hiyerarşisi üzerinden bir iktidar çözümlemesi yaparak bize yaşamsal düzlemde bir rol göstermeye çalışıyor. Hayat, ast-üst ilişkisini temel alan bir hiyerarşi üzerine kuruludur. Filmde bunu otomobilde giderken arkadaki komiserle polis arasındaki cereyan eden manda yoğurdu sohbetinden hareketle açıklıyor.
CEYLAN, diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmde de etik üzerinde duruyor. Değerden yoksun bir etiğin nihilist bir etiğe dönüşeceğine işaret ederek bizlere değerin olmadığı nihilist bir dünyanın kapılarını açıyor ve mutlak bir etik değere sahip olmamız gerektiğini söylüyor.
PULCU’nun önemle üzerinde durduğu sahnelerden biri de otopsi sahnesiydi. Doktor Cemal ilk etapta, kentli biri olarak, bütün olup bitenlerin dışında bir anlamda idealist bir mantıkla polis memurlarının ve otopsi teknisyenlerinin söylemlerine kulak asmadan olayı aydınlatmak için işini meslek etiğine uygun bir şekilde yapmaya çalışırken yüzüne bir damla kanın sıçramasıyla nasıl kanlı oyunun bir parçası haline geldiğinin altını çizdi. Doktor, sekretere, otopsi sonucunu daktilo ettirirken, maktulün ciğerlerinden çıkan toprağa aldırış etmeyerek gerçek ölüm nedenini gizlemeye, artık bir şeyleri açıklığa kavuşturmaya değil örtmeye başlayarak nasıl iktidar oyununa dâhil olduğuna işaret etti.











DUYURU!


Merhaba Değerli Arkadaşlar,

Bu haftaki dersimizde (28 Kasım 2012 Çarşamba), Küre Yayınları Editörlerinden Mimar ve Grafik Tasarımcısı Salih PULCU hocayla birlikte BİR ZAMANLAR ANADOLUDA isimli filmin içerik çözümlemesini yapacağız.

Filmin izlenerek derse gelinmesi önemle rica olunur.

DUYURU!


Bu dersi alttan alan veya dersleri çakıştığı için devam edemeyen arkadaşlar için daha önceki haftalarda diğer derslerde olduğu gibi klasik usül vize ve final sınavı yapılacağını belirtmiştik. Bu dersi alttan alan veya dersi çakıştığı için devam edemeyen arkadaşların 02 Aralık 2012 Pazar Günü Saat 13: 30'da Rektörlükteki Büyük Konferans Salonunda toplanmaları gerekmektedir. Vize, okuma metinlerinin ilk iki makalesi esas alınarak yapılacaktır. Görüşmek üzere...

İbrahîmî Dinlerde Kutsal Metinleri Anlama Metodolojileri ve Aşırı Yorum Temâyülleri: Yahudîlik ve İslam Özelinde

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Sait TOPRAK İbrahimî Dinlerde Kutsal Metinleri Anlama Metodolojileri ve Aşırı Yorum Temâyülleri: Yahudîlik ve İslam Özelindetemalı konuşmasında kutsal metinlerin yorumlanmasında aşırılık temayüllerine dikkat çekti. TOPRAK, konuşmasına kutsal metnin tanrıyla ilgili ya da tanrı kaynaklı bir metin olduğuna işaret ederek başladı. Klasik İslami kaynaklarda kutsal metin yerine nass tabirinin kullanıldığına işaret ederek, islami anlamda kutsal metin tabirinin modern zamanlarda kullanılmaya başlandığını belirtti. İslamda nass ya da kutsal metin denildiğinde Kur’ân ve Hadis’in akla geldiğini fakat bazıekollerin sadece Kur’an metinlerinin kutsal olduğunu ileri sürerken bazılarıHadisi de Kur’ân’ı açıklayıcı gördüklerinden bir nass olarak kabul ettiklerine işaret etti.
TOPRAK, konuşmasında Tanrı kelamı üzerinde konuşmanın bir sorunsal olduğunu belirtti. Çünkü insan kutsal metni yorumlayarak kendisine ait kıldığından nesnel olmasıgereken metni öznel hale getirmektedir. Burada, yaşam tecrübelerimizin farklılığı, rasyonelleştirme, mobilizasyon gibi bir dizi faktör eşzamanlıolarak devreye girmektedir. Metin güncel olduğundan kişi onu yaşayarak anlamak zorundadır. Yaşam pratikleri kişiyi buna zorlamakta olduğuna işaret ederek Yahudîlik ve İslam Özelindekutsal metinleri yorumlama süreçlerinden bahsetti. Yahudilikte kutsal metinleri yorumlamanın çok sayıda yolu olduğuna işaret ederek Pardes, Laşon Gematriya ve Laşon Notarikon metotları üzerinde durdu. Buna göre;
Pardes: Pardes( פַּרְדֵ״ס ), PaRDeS kelimesi Kutsal Kitap Tefsirine dâir dört türü kodlamak ve hatırlatma amacıyla kısaltılarak kullanılan bir tabirdir. Bu metot kendi içerisinde;
Peşat: lafzî/literal anlamı yani basit olan mana;
Remez: Îşârî, remzen işâret edilen gematriya גימטרייהve notarikon נוֹטָרִיקוֹן gibi kapalı telmihlerle yapılan yorumları;
Deraş:Tanah’ıagada vb. vaaz nevinden örnekler vererek yorumlama ( בֵאוּר פְסוּקֵי הַּמִּקְרָא לֹא לְפִּי הוֹרָאָתָם הַּפְשׁוּטָה, אֶלָא בְדֶרֶךְ שֶׁל הַּרְחָבָה וְתוֹסֶפֶת, פִּלְפוּל אוֹ אַּגָדָה,לְשֵׁם הַּבְלָטַּת רַּעֲיוֹן,אִּמְרָה מוּסָרִּית אוֹ גַּם הֲלָכָה שֶׁאֵינָהּ מְפרֶֹשֶׁת ]להבדיל מן פְשָׁט[:"עַּל הַּתַּלְמוּד וְעַּל הַּדְרָשׁ" )מסכת סופרים סוף יט(. "וְכָל הַּמוֹסִּיף וּמַּאֲרִּיךְ בִּדְרַּשׁ פָרָשָׁה זוֹ הֲרֵי זֶה מְשֻׁׁבָח"( )רמב"ם, חמץ ומצה( ); ve
Sod: gizem, sır ve esoterik yorumlarla yapılan tefsirleri içermektedir.
Laşon Gematriya: 32 yorum kuralının içerisinde yer alan Gematriya (גימטריה ) , Kabalacıların İbranice harflerin sayı değerlerini esas alarak, bu sayıların kabalistik sistemle yorumlanması sonucu ortaya koydukları mistik-îşârî-bâtınî yorumlamalarla oluşan‘agadik-midraş’ olarak isimlendirilebilecek sistemdir. Gematriya’da esas olan sayısal değerleri birbiriyle denkleşen sözcük gruplarının, birbirlerinin yerlerine kullanılarak farklı anlamların ortaya çıkarılması sağlanır. Harflerin sayılara işâret ederek kullanılması âdeti Babilliler ve Greklilere kadar uzanır. Gematriya ilk defa Sargon II (M.Ö. 727-707)’a âit bir yazıtta karşımıza çıkar. Sargon II, Horsabad, surlarınıadının sayısal değerine tekabül eden 16,283 zirâ’ uzunluğunda inşâ ettirerek Gematriyayı ilk defa mimarî bir eserin inşâ kitâbesinde kullanmıştır.
Laşon Notarikon:Notarikon, birkaç kelimenin başharflerinin ‘Raşe Tevot’ [ ראשי תיבות ]ve son harflerinin ‘Sofe Tevot’ [ סופי תיבות ]yahut ilk hecelerinin kısaltılarak yazılmasıyla oluşturulan bir yorumlama sistemidir. Bu metot, Kabalacılar tarafından Kutsal Kitap’taki kelime ve cümleleri sırf belirli bir kesimin anlayacağı ve onlara hitap edecek tarzda özel, anlaşılmasıgüç, giz[em]li bir usûlle yeniden tanzîm ederek derin-ruhânî bir mânânın çıkarılması amacıyla kullanılmaktadır. Bu aynı zamanda antik zamanlarda kullanılan Gematriya, Temurah, Notarikon gibi üç yorumlama tekniğinden biridir.
TOPRAK,İslamiyette kutsal metinleri yorumlama metodolojileri bağlamında;
1. Rivâyete Dayalı Yorumlama: Aktarım
2. Dirâyete Dayalı Yorumlama: Akıl+Nakl
3. Rey’e Dayalı Yorumlama: Akl
4.İşârî/Tasavvufî Yorumlama: Batıni olmak üzere dört çeşit yorumlama türünden bahsetti.
Görüş ve bakış açılarına, inançlarına göre geliştirilen yorumlama modelleri bağlamında Kuranın farklı şekillerde tefsir edildiğine işaret ederek bu bağlamda yapılan tefsirlerin;
1. Mezhebsel Tefsirler
2.İlhâdî/Sapkın Tefsirler
3. Bilimsel Tefsirler
4. Sosyal-Edebî Tesfirler olarak gruplandırılabileceğini belirtti.
Kuranın aşırıyorumlanmasına örnek olmasıaçısından İsmailiye Fırkasının Bakara suresinin 43’ncü ayetine işaret etti: Buna göre; “Yüce Allah Kur'ân'da "..Namazı tam kılın, zekâtı verin.." buyurmaktadır. Zekât yılda bir kere farzdır. Namazın da böyle olması icâb eder. Kim ki O'nu yılda bir kere kılarsa emrolunanı edâ etmiş olur. Bir de bunların bâtınî mânâları vardır ki, onlarıpek az kimseler bilebilir.”
Yahudilikte aşırı yorumlara bazı örnekler vermek gerekirse; günah işlemekle boyun kısalmasıarasında bir ilişki kurulması, etin bozulmasıyla ihanet arasında ilişki kurulması gibi Tevrat ve onun şerhi Talmud’ta çok sayıda aşırı yorum örneklerine rastlarız. Bizler Kuran metinlerine baktığımızda da bazı aşırıyorum temayüllerini görebiliriz. Örneğin; Ebced hesabı kullanılmak suretiyle aya ilk çıkış tarihinin hesaplanmasının, Kuran’da insan kelimesinin 65 yerde geçtiğinden hareketle yaratılış safhalarının 65’e tekabül ettiğinin ileri sürülmesi gibi soyutlamaların ya da çıkarımların aşırı yorum kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.
TOPRAK,İslamiyet’te yorumlamada aşırılık temayüllerine örnek olarak İşari Yorumlama Metoduyla Aşırı-Yorum Örneklerinden de bahsetti. Bu kapsamda Said-i Nursi’nin, Birinci Şua 69’ncu sayfadaki“Sikke-i Tasdik-i Gaybi” temalımetninde sıkça geçen ve Risâle-i Nûrlara işaret ettiği söylenen “risale-i nurun makbuliyeti, Hazreti Ali, Gavs-ı Azam, söz sahibi Kuran, risale-i nurun hakiki bir tefsiri, alemi gaybın tercümanı, Kuran’ın bahir bir burhanı ve kuvvetli bir tefsiri, tercüme-i manevi, Kuran izin verir, benim gibi bir tercüman, otuz üç ayet müttefika risale-i nuru” gibi kalıp-ifadelerin de aşırı yorum bağlamında ele alınabileceğini belirtti. TOPRAK’a göre; bu örnekler Risale-i Nur’a Tanrı tarafından işaret edildiğine ebced ve cifr yöntemleriyle karşılık geldiği şeklindeki yorumlamanın da bu anlamda aşırıyorum kapsamında değerlendirilebilir.
İbrahimî dinlerde aşırı yorum temayülleri sadece Yahudilik ve İslam’la sınırlı kalmayıp, Hristiyanlık bağlamında da oldukça aşırı yorumlara rastlamak mümkündür. Hz.İsa’nın mucizeleri, tabiatı,tanrılığı vs. türünden tartışmalarda getirilen metinler ve onlara dair yorumlamalar bunu göstermektedir.








 

DUYURU!


Merhaba Arkadaşlar,
İnsan, Toplum ve Medeniyet Dersi'nin bu haftaki (21 Kasım 2012) Mardin Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü Süryani Dili ve Kültürü Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Sait TOPRAK'tır.
 
Konferansın Konusu "İbrahîmî Dinlerde Kutsal Metinleri Anlama Metodolojileri ve Aşırı Yorum Temâyülleri: Yahudilik ve İslamiyet Özelinde" olarak belirlenmiştir. Hocamızın özgeçmişini merak eden arkadaşlar http://tyde.artuklu.edu.tr/akademik-kadro/uzantılı linki tıklayabilirler.


Yanlış Hayat Doğru Yaşanabilir mi? Theodor W. Adorno’nun Negatif Ahlak Felsefesi Üzerine Bir Sorunlaştırma

 

Doç. Dr. Ali UTKU, “Yanlış Hayat Doğru Yaşanabilir mi? Theodor W. Adorno’nun Negatif Ahlak Felsefesi Üzerine Bir Sorunlaştırma” temalı konuşmasında sosyal teori ve sanat alanlarına önemli katkılarda bulunan 20’nci yüzyılın önemli proto-postmodernist düşünürlerinden Theodor W. Adorno’nun “Negatif Ahlak Felsefesi “üzerinde durdu. UTKU, konuşmasında özet olarak şunlardan bahsetti: Adorno’nun eserlerinin genelinde ahlak önemli bir problem olarak görülmekte olup negatif ahlak felsefesine dikkat çekmektedir. Yüzyılımızın filozoflarının temel karakteristiklerinden biri klasik felsefe teorileriyle şiddetli bir hesaplaşmaya yönelmiş olmalarıdır.
Negatif teorilerin esasını yaşamımızda temel yapıları geçersiz kılmak oluşturmaktadır.  Bu düşünceden hareketle Adorno kanonik bir ahlak öğretisi sunmak yerine klasik ahlak ilkelerini çok şiddetli bir eleştiriye tabi tutmaktadır. Kant’ın teorik felsefesini ve ahlak felsefesini çok şiddetli bir eleştiriye tabi tutan Adorno, eleştirel formu kendi dünyamıza ve kültürümüze yaklaştırmayı deneyerek bir perspektif açmaya çalışmaktadır. Onun negatif ahlak felsefesinde önemle üzerinde durduğu olgulardan biri ahlaki “fail” ya da ahlaki “özne”dir. O, bununla hem eylemlerde bulunan hem de kendi eylemleri üzerinde refleksiyonlarda bulunmayı kastetmektedir. Diğer bir ifadeyle ahlaki fail, eylemlerini gerçekleştirirken özgürlüğümüzün mahiyeti üzerinde düşünerek eylemlerinin bütünsel sorumluluğunu üzerine almaktadır. Bu açıdan düşünüldüğünde her ahlaki fail kendi çapında sınırlı bir ahlak filozofu sayılabilir.
Adorno, modern dünya hakkında oldukça kötümser bir bakış açısına sahiptir. O, geç kapitalist dünyada hiçbir şeyin iyi olmadığını düşünerek kuramını araçsal akıl nosyonu ve modernite eleştirisi üzerinden temellendirmekte ve araçsal aklı yaşamımızda açtığı tahribat açısından ele almaktadır. Burjuva kapitalizminin önceliklerine göre tasarlanmış dünyada “otonomi” araçsal akıl tarafından ortadan kaldırılmıştır. İnsan, modernitenin bürokratikleşme ve her şeyi metalaştırmasına karşı araçsal akılla mücadele etmektedir.
Adorno, günümüzde ahlak felsefesinin mümkün olup olmadığını tartışmaya açmaktadır. Araçsal akıl tarafından hayat, o kadar çarpıtılmıştır ki artık gerçek hayat yaşanamaz. Gerçek hayatın yaşanamadığı bir dünyada hiçbir şey doğru yapılamaz. Toplumsal dünya az ya da kısmi değil radikal biçimde kötüdür. Özne, bilerek veya örtük bir biçimde kötülüğe alet edilmiştir. Dolayısıyla eğri cetvelden doğru çizgi çıkmayacağı gibi yanlış bir hayatta doğru bir yaşam sürmenin imkânı yoktur. Ancak olsa olsa hayatı idame ettirebilmenin değişik yolları vardır. Bizler, ideolojilerin ağına yakalanmış durumda olduğumuzdan ancak yanlış yaşamdan kaçmayı deneyimleyebiliriz.
Adorno, modern yaşamın bizi birbirinden ilginç çok sayıda çatışkı durumuyla karşı karşıya getirdiğini ileri sürerek klasik ahlak öğretilerini çok şiddetli bir şekilde eleştiriye tabi tutar. Kanonik ahlak öğretilerini merhameti yüceltme üzerinden adaletsizlikleri hafifleterek statükonun devamını sağlamada bir araç olarak işlev gördüğünü ileri sürmektedir. Kendisi mutlak anlamda merhameti reddetmemekle birlikte iyilik yaparken kötülüğe bulaşma ve kirlenme üzerinde durmaktadır. Kişi merhamet ederek kötünün/kötülüğün devam etmesine katkıda bulunmaktadır. Merhamet burjuva kapitalizminin üretmiş olduğu eşitsizliklerin devamını sağlamaya hizmet eden bir araştır. Örneğin; merhamet duygusundan hareketle birine yardım eden kişi, egosunu tatmin etmektedir. Nietzsche bu merhamete kesinlikle karşı çıkmaktadır. Çünkü bu mevcut kötü durumun sahiplenilmesine katkıda bulunmaktadır. Bizden sadaka talep edene birine cepteki bir lirayı vermekle bankadaki milyonları korumuş ya da sigortalamış oluruz.
Adorno, toplumsal dünyanın radikal bir şekilde kötü olduğu düşüncesinden hareketle bilinç ve yabancılaşma arasında bilinenin aksine ters bir orantı olduğunun altını çizmektedir. Araçsal rasyonalitenin kurumsallaşması ve toplumsal dünyanın rasyonalitenin ilklerine göre biçimlendirilmesi insanı kendisine, topluma ve doğaya karşı yabancılaştırmaktadır. Ona göre; bilmek yabancılaşmaktır, bilinç seviyesi yükseldikçe yabancılaşma da artmaktadır. Hâlbuki ki Bacona göre bilmek egemen olmaktır. Bu ona karşı bir eleştiridir.
Adorno, toplumsal dünya radikal biçimde kötü olduğunu ve iyi kavramının pozitif olarak düşünülemeyeceğinden hareketle kuramını temellendirmekte ve kendi negatif ahlak teolojisine bir açılım sağlamaktadır. Çünkü biz, olumlu, iyi anlayışına sahip değiliz, barış, mutluluk, ütopya diye bir şey yoktur. İyi düşünülemeyeceği gibi pozitif olarak da kurulamaz.
Kendisi minimalist bir etiğe sahiptir. Onda kanonik bir etik değil direnç etiği (minima moralia) vardır. Diğer bir ifadeyle Sokrates’ten Kant’a kadar bütün filozoflar ne yapmalıyım sorusuna cevap aramışlardır.
Kanonik öğretiler bize cilasız buyruk olarak nitelendirebileceğimiz doğru yaşama ilkeleri sunmaktadır. Bunlar bize yaşamın nasıl doğru yaşanabileceğini söylerlerken Adorno “ne yapmamalıyım” sorusuna cevap aramıştır. Bu bilinenin aksine bir cevaptır. Kantın öğretisinin özünü; eylemde bulunurken sonuçlarını göz önünde bulundurmamak ve “apriori bir ilkeye boyun eğmek oluştururken”, direnç etiğinin esasını; “en azından nasıl kötülüğe bulaşmayabilirim ya da ondan uzak durabilirim oluşturmaktadır.”
Adorno, varolanı eleştirerek bir etik ortaya koymayı denediğinden direnç etiği normatif bir etik değildir. O, klasik ahlak öğretilerinin tersine bunu yaparsan değil de “yapmazsan” üzerinde durmaktadır. Bu minimal etik, kurumsallaşmış kötülükle işbirliği yapmamak veya ondan kaçınmayı içeren değişik stratejilerden oluşmaktadır. Ona göre bize empoze edilen ahlaka karşı çok sayıda direnç noktaları vardır. Radikal kötülüğe bulaşmamak için direnç göstermeliyiz. Kişi alternatif bir iyiyle kötülüğü egale etmeye yönelmesi durumunda bile kötülüğe bulaşmaktadır. Adorno, direnmememiz gerektiğini söylerken özgürlüğe bir alan açmamakta adeta bizi ölümle korkutup hastalığa razı etmektedir.  O, aslında bize direnç noktalarını işaret ederek, “sizi özgür kılmak için tahrik ediyorum demek” istemektedir.
Kısacası, Adorno bize minimalist bir ahlak öğretisi sunmaktadır. Bu onun ahlaka olumsuz bir perspektiften baktığını göstermektedir. Aslında burada bir paradoks durumu dikkati çekmektedir. Minima moralianın mottolarından biri: “Yaşam yaşamıyor”, “yaşam kendini yaşamıyor”, “her şeyin kötü olduğunu ya da en kötünün ne olduğunu bilmek iyi olmalı” gibi ilkeler oluşturmaktadır. Toparlayacak olursak Adorno, kötü ve iyinin çatışıklığından hareketle biz(ler)e bir şeyler söyleyerek yaşamımızda temel yapıları geçersiz kılmak suretiyle negatif teorisine bir açılım sağlamaya çalışmaktadır. Temel yapıların geçersiz kılınması üzerinden toplumu ve toplumsalı yeniden kurmaya çalışmakta ve bizi de buna davet etmektedir. Fakat ahlak, doğası gereği metafizik bir arka plan ister. Adorno, ise bu konuda bize bir şey söylemez. Dolayısıyla onun direnç etiği teorisi mininal düzeyde kalmak durumundadır.
 


 



DUYURU!

Merhaba Arkadaşlar,
İnsan, Toplum ve Medeniyet Dersi'nin bu haftaki konuğu Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali UTKU'dur.
Konferansın Konusu "Yanlış Hayat Doğru Yaşanabilir mi? Theodor W. Adorno'nun Negatif Ahlak Felsefesi Üzerine Bir Sorunlaştırma" olarak belirlenmiştir. Hocamızın özgeçmişini merak eden arkadaşlar http://www.atauni.edu.tr/#personel=ali-utku uzantılı linki tıklayabilirler.